Deniz Küstü

“...niçin bu balıkçılar şu Marmaranın tekmil yunuslarını kırdılar, kırdılar da kendi elleriyle kendi rızklarını kestiler? Yunuslar sürü sürü, atlayarak, denizin yüzünde oynaşarak, gülerek, insanlara, kuşlara yoldaş olarak gezerlerken Marmarada balıkçıların kısmetleri balıkları da derinlerden alır kıyılara sürüklerlerdi, balıkçılar da bol bolamadı balık yakalarlar, İstanbul’un fakir fıkarası palamutun tanesini on kuruşa yerdi, şimdiki gibi çiftini yüz liraya değil...

O zamanın balıkları da yağlı lezzetliydi, Marmaraya bir şeyler oldu, yunuslar kırana uğratılınca denizden bet bereket çekildi, yakalanan bir iki balığın da tadı, lezzeti kalmadı...”

“...İşte o zaman, ne yılı kimse anımsamıyor, yılı batsın da arkasının üstüne gitsin, o yıl yunus balığı yağı çok para etti... İşte o yıl Karadenizde, Egede balıkçı kalmadı Marmaraya döküldü, Akdenizden, Antalyadan, Bodrumdan bile balıkçılar geldiler, Boğazın bu kıyılarından da balıkçılar katıldı onlara, Marmarada dehşet bir balık kovalamacası, kırımı başladı...Yunuslar yakalanınca, zıpkınlanınca, dinamiti, kurşunu yiyince çığlıklar atıyorlardı.”

“... İyi yapmadınız bunu, denizler kuruyacak bize, sular akmayacak, dünya kabul etmeyecek bizi. Bu yunuslar bu denizlerde bitince deniz yüzümüze kapanacak, karanlık bir duvar olacak deniz bize.”, “Deniz size küsecek, deniz bize küsecek, bu yaptığımız kötülükten sonra deniz bize bir çaça bile vermeyecek... deniz bize küsecek...”

Yaşar KEMAL’in DENİZ KÜSTÜ adlı eserinden Selim Balıkçı’nın haykırışları.

Deniz ekosistemi, Dünya ekosistemi karanlık bir duvar oldu bizlere. Önce Marmara ahalisi yunusları yok etti Marmaradan ardından diğer sucul canlılar yok oldu. Başta göçlerle birlikte oluşan aşırı nüfus artışı ve buna bağlı olarak sucul ve karasal kaynakların yağmalanması ve kirlilik sonucunda Marmara ekosistemi, Akdeniz ekosistemi ve Dünya ekosistemi yok olmanın sinyallerini verdi.

Her canlının yaşamı içinde bulunduğu ortamın yapısına bağlı olduğundan insan kendi eliyle sonunu hazırlamış oldu. Giderek azalan canlı kaynaklar yakın gelecekte ciddi bir gıda ve su kıtlığıyla karşı karşıya geleceğimiz görüşünü destekliyor. Fakat bir süredir ulusal ve uluslar arası kuruluşlar doğa olarak tanımladığımız dünya ekosistemine verdiğimiz tahribatı durdurabilmek veya en azından yavaşlatabilmek için mücadele ediyorlar. Biyoçeşitliliği ve ekosistem sağlığını korumaya yönelik çeşitli anlaşmalar, etkinlikler yapılıyor. Özel çevre koruma bölgeleri, deniz koruma alanları, duyarlı deniz alanları oluşturularak habitatın ve türlerin korunması dolayısıyla ekosistemin korunması amaçlanıyor.

1987 yılında Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından başlatılan ve dört yıl süren bir çalışma sonunda oluşturulan biyolojik çeşitlilik sözleşmesi ile biyolojik çeşitliliğin korunması, biyolojik kaynakların sürdürülebilir kullanımı amaçlanıyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Aşırı ve kaçak avcılık, hedef dışı av ve av araçlarının neden olduğu habitat tahribatlarının önlenmesi ve ekosistemin korunmasına yönelik olarak Sorumlu Balıkçılık İlkeleri’ni oluşturmuştur. Bu İlkelere göre devletlerin, uygun yönetim ile genetik çeşitliliği koruması, sucul toplulukların ve ekosistemlerin bütünlüğünü sürdürmesi isteniyor.[1]

Canlı kaynakların temeli biyolojik çeşitlilik olduğu için koruma etkinliklerinin temelinde öncelikle genetik çeşitliliğin, tür çeşitliliğinin ve ekosistemin korunması yer almaktadır.

Biyolojik Çeşitlilik (Biyoçeşitlilik) veya geniş anlamıyla Biyolojik Zenginlik dünya üzerinde yaşayan canlıların ve yaşam şekillerinin zenginliği anlamına gelir. Bir bölgedeki canlı türleri, türler içindeki farklılıklar ve türlerin değişik yaşam şekilleri o bölgenin biyolojik çeşitliliğini oluşturur.

Genetiksel Çeşitlilik, bir türe ait bireylerin kalıtsal yapısındaki çeşitlilik; Tür Çeşitliliği, belli bir bölge veya ekosistemde yaşayan toplam tür sayısı; Ekosistem Çeşitliliği, bir bölgedeki ekosistemler olarak tanımlanır. Milyonlarca yıldan beri doğa biyolojik çeşitlilik (genetiksel, tür ve ekosistem) olarak değişen çevresel koşullara ve gelecekte oluşabilecek değişimlere karşı evrimleşmektedir.[3]

Biyolojik çeşitliliği oluşturan bitki, hayvan ve mikroorganizma türleri ile bunların çeşitleri ve oluşturdukları topluluklar doğal dengenin korunmasında büyük bir etkiye sahiptirler.[3] Biyolojik çeşitlilik ayrışma, atmosferin kimyasal yapısı ve iklim gibi insanlar için yaşamsal önemi olan ve sadece sağlıklı ve karmaşık ekosistemlerin sürekliliği ile sağlanabilen hizmetler vermektedir.[2]

Canlı varlıklar, canlı ve cansız çevreleriyle çok karmaşık olan ilişkiler kurarak yaşamlarını sürdürürler ve böylelikle de ekolojik sistemleri oluştururlar. Ekosistem olarak adlandırılan bu sistem “Belli bir bölgede yaşayan ve birbirleriyle devamlı etkileşim içinde olan canlılar ile bunların cansız çevrelerinin oluşturduğu bir bütün” şeklinde tanımlanabilir.[3]

Ekosistemlerin sahip olduğu bütünlük ve çeşitlilik, iklim, yağış rejimi, tür sosyolojisi gibi doğal dengelerin devamında önemli işlevler görür.[2] Bu nedenle doğa olarak tanımladığımız dünya ekosistemini korumanın en doğal yolu bu dünya ekosistemini oluşturan türleri, topluluklarını ve yaşadıkları mekanı koruma şeklinde olur.[3]

Merve Pelin Sütçüoğlu

Su Ürünleri Mühendisi

Kaynaklar

[1]Sorumlu Balıkçılık İlkeleri. FAO. Roma, 1995.

[2]Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Sözleşemesi ve Eylem Planı. T.C. ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü Doğa Koruma Dairesi Başkanlığı Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi Ulusal Odak Noktası. 2007.

[3]KOCATAŞ, A. Ekoloji ve Çevre Biyolojisi. Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Yayınları No:51. 2006.

Hakan Tiryaki kullanıcısının resmi