Hayatını Denize Adayan Bir Adam: Jacques-Yves Cousteau
Önce onu söylediği güzel bir sözle hatırlayalım: "insan sevdiği şeyi korur". Denizi ve denizin altını çok seven Cousteau bunu, deniz altını insanlara anlatma çabasını açıklamak için söylemiş ve hayatını da bu sevgiyle şekillendirmiştir.
1910 yılında Fransa’da dünyaya gelen Cousteau, denizi ailesinin yerleştiği Marseille yakınındaki küçük koylar sayesinde keşfetti. Denizaltındaki ilk deneyimlerini ise Fransız Deniz Kuvvetleri’nde yaşadı.
Buluşlarıyla günümüze de ışık tutan Cousteau’nun en dikkat çekici icadı Émile Gagnan ile birlikte yaptığı; sualtının basınçlı ortamında dalgıçtan gelen talep üzerine tüpteki sıkıştırılmış havayı otomatik olarak ayarlayan bir regülatördür. Buldukları aygıta “Aqua-lung” (aqua:su, lung:ciğer) adıyla patent alırlar. Bu aygıt, ilerde "SCUBA" (Self-Contained Underwater Breathing Apparatus: Sualtında kendinden destekli soluma aygıtı) olarak tanınacaktır.
Cousteau 1953’te yayınlanan Sessiz Dünya (The Silent World) adlı ilk kitabında, scubanın ortaya çıkış sürecini ve gelecek için vaat ettiklerini ayrıntılı olarak anlatır. Sonrasında Fransız yönetmen Louis Malle ile beraber sualtının büyüleyici yaşamını ilk kez perdeye aktaracaklar ve filmlerine de aynı ismi vereceklerdir. Çekimlerini Kızıldeniz’de gerçekleştirdikleri “Le Monde du Silence” adlı film 1956’da Cannes’da Altın Palmiye kazanan ilk belgesel olmuş, 1957’de de Oscar’a layık görülmüştür.
Cousteau, 1962’de Marsilya’da "Conshelf 1" adını verdiği bir deney yapar. İnsanların sualtında yaşamalarına yönelik düzenlenmiş deneyde Cousteau’nun "okyanot" adını verdiği beş adam, 10 m derindeki "Denizyıldızı Evi" adlı kapalı bir ortamda bir ay yaşar. Cousteau, daha sonra bunu da bir belgesel filme dönüştürür. Kameralar, okyanotların sualtındaki “yuva”larında geçirdiği her anı görüntüler. Sonunda ortaya çıkan 93 dakikalık film "Güneşsiz Dünya" (World Without Sun) ile Cousteau ikinci Oscar’ını alır.

Cousteau karadan kilometrelerce uzakta geçirdiği yıllar boyunca insanların okyanusları nasıl kirlettiğini gözlemler. Tek başına ya da değişik yazarlarla birlikte yazdığı ellinin üzerinde kitap ve çektiği yetmişin üzerinde TV filmi ile Cousteau, okyanus yaşamının ve dünyanın yaşamsal dengelerinin korunması fikrini milyonlarca kişiye ulaştırır. Yapıtlarında kirlenmenin, bilinçsiz avlanmanın, sahil kentlerindeki düzensiz ve aşırı gelişmenin engin okyanuslardaki yaşam için bir tehlike olduğunu özellikle vurgular.
Cousteau"nun okyanuslardaki yaşamın korunmasına ilişkin düşüncelerinin zaman içinde bir evrim geçirdiği görülür. 1960’larda denizleri “kullanılabilecek bir kaynak” olarak görürken; 1970’lerde yirmi yıl içinde okyanuslardaki yaşamın %40"ının yok olduğunu söyleyecek, okyanusların ölmek üzere olduğunu vurgulayacak bir farkındalık geliştirir.
1974’te okyanuslardaki yaşamı korumak için “Cousteau Topluluğu"nu kurar. Bugün bu topluluğun, dünya çapında 300.000 üyesi bulunmaktadır. Çevreci hareketin diğer liderlerinden farklıdır Cousteau. Kirlenme sorunlarına verilen teknolojik yanıtlara açıktır. Hayvanlara gösterilen ilginin, insanlara gösterilen ilginin önüne geçmesini kabul etmez ancak, aşırı nüfus artışını da "esas kirlenme" olarak görür.
Milyarlarca kişiyi denizaltının büyüleyici güzellikleriyle tanıştıran ve çevreci hareketin kurucularından olan kaptan Jacques-Yves Cousteau, 25 Haziran 1997’de aramızdan ayrılmıştır. Yaşadığımız dünya için yaptıklarını bir an bile aklımızdan çıkarmadan kendisini saygıyla anıyoruz...
Emin Bayraktar



