Haluk Cecan için Birer Nefes...

“1946 İstanbul doğumlu. İlköğrenimini Kalamış İlkokulu, ortaöğrenimini Işık Lisesi ve Üniversite eğitimini İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde tamamladı. İlk sualtı film çalışmasını 1964 yılında yaptı. Sualtı kamera kabinleri yapımı 1975’e kadar devam etti. 1975’te İtalya’dan 8mm.’lik sualtı kamera kabini getirdi. 1982’de İstanbul Balıkadamlar Kulübü 2. Başkanlığına seçildi. 1984’ten itibaren video kameralara kabin imal etmeye başladı. 1988’de T.R.T. için ilk Türk sualtı belgeselinin çekimlerini gerçekleştirdi. 1982 yılında ilk sualtı film ödülünü aldı. 1990’dan itibaren de dünya ve uluslararası festivallerde onlarca ödül aldı.İ.T.Ü, İstanbul Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi, Uludağ Üniversitesi, O.D.T.Ü., Marmara Üniversitesi, Mimar Sinan Üniversitesi, Işık Üniversitesi, Maltepe Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Ege Üniversitesi ve Fransız Kültür Merkezinde sualtı filmciliği ve belgeselcilik konularında çeşitli dönemlerde konferanslar verdi ve belgesel film gösterileri yaptı.1987 yılından itibaren çeşitli dergilerde sualtı filmciliği, fotoğrafçılığı ve belgeselcilik konularında makaleleri ve yazıları yayımlandı.”Ve 8 Şubat 2007’de uzun süre mücadele ettiği hastalığına yenik düşerek aramızdan ayrıldı…
Yukarıdaki bilgiler Haluk Cecan’ın www.halukcecan.com sitesinden alınmış yaşam öyküsüdür. Ancak hakkında yazılabilecekler elbette bunlarla sınırlı değil. O halde şimdi biraz da kronolojiyi aralayıp öyle bakalım Haluk Cecan’a:
Geçtiğimiz günlerde ölümünün üzerinden geçen iki yıl tamamlandı. Ancak kişinin gerçek ölüm tarihi, adının son söylendiği günse, Cecan’ın daha çook uzun yıllar yaşayacağı muhakkak.
Sualtı belgesel ve film yapımcılığı serüveni, 1958 yılında henüz ortaokuldayken sınıf arkadaşının hediye ettiği elle çevrilen kamerayla başlayan an’ı kaydetme tutkusunun devamı olmuş aslında. Çünkü bu kamerayla, zaten kıyısında yaşadığı Moda ve Kalamış sahillerindeki deniz kabuklarını, minareleri toplamanın bir adım ötesine geçmiş; onları görüntüleyerek ölümsüzleştirmeye başlamış.
1960’lı yıllarda ise kendi deyimiyle “kıyılarda yaptığı çekimleri daha ilginç kılabilmek için” ilk housingini yapmış.Ve işte o günden sonra da ne kamerasından ayrılmış, ne de sualtından; ne birinin sevdasından vazgeçebilmiş, ne de diğerinin. İşte bu iki sevda ona Türkiye’nin ilk sualtı filmcisi olarak anılmanın yolunu açmış. Ve Cecan, 61 yıllık hayatına 50 tane sualtı filmi ve belgeselini; yurt çapında ve uluslararası arenada 41 tane ödülü; yine yurt içi ve yurt dışında yayınlanmış onlarca makale ve yazıyı sığdırmayı başarmış.
Ama çok daha önemli bir şey yaptı Cecan; kuşağımızı sualtıyla tanıştırdı! TRT’de izlediğimiz sualtı filmleri sayesinde; mürenlerle, kılıçlarla, balıkla, yosunla, istakoz ve ahtapotla, kısacası sualtının büyülü dünyasıyla donattı çocuk dünyalarımızı. O günlerde o filmleri onun yaptığını bilmiyorduk belki ama, bugün bir parçası olduğumuz “dalış alemi” denilen çorbaya kattığı tuzu hangimiz yadsıyabilir?
Şimdi biz sualtı sevdalıları olarak gözden ırak çöpleri toplayıp onu korumaya çalışıyor; yeni sevdalılar yetiştiriyor; ya da sadece balıkla balık, yosunla yosun olmanın keyfini sürüyoruz. Ve tüm bunları biraz da bize beyaz cam aracılığıyla o dünyanın kapılarını aralayan, sualtının ulaşılmaz olmadığını hissettiren Cecan’a borçluyuz.
O halde var mısınız ilk dalışımızda regülatörlerimizden çektiğimiz birer nefesi Kalamış sahillerinde kabuk toplayan o 12 yaşındaki çocuğa yollayalım? Sadece suda değil, hepimizin hayatında iz bırakan o çocuğu düşünerek yaptığımız dalış Cecan’ı bıyığının altından sıcacık gülümsetecekse, neden olmasın?
D. Zeynep Ateşer Tiryaki



