
"Deniz ressamları vardı eskiden, deniz
canavarları çizerler, denizkızları kalyonlar,
İstanbul’da doğarlardı çoğunlukla,
bellerinde nagant, sütbeyaz giysi,
iri yaka, bir gül takarlar göğüslerine."
Oktay Rifat
Bu ay Deniz Ressamları bölümümüze çeşit çeşit yelkenlileri ve tabi eşsiz deniz betimlemelerini tablolarına taşıyan ve "deniz ressamı" olarak anılmayı haketmiş bir diğer sanatçı konuk oluyor; Montague Dawson.
1895-1973 yılları arasında yaşayan İngiliz sanatçı usta bir yat kaptanın oğlu ve yine bir ressam olan Henry Dawson'ın torunu olarak Londra-Chiswick'te doğdu. Çocukluğunun büyük bir kısmı Southampton sularında gemiler üzerine doymak bilmez merakını gidermek uğraşıyla geçti. 1910'da kısa bir süreliğine Bedford Row'da (Londra) bir sanat galerisinde çalıştıysa da I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla Kraliyet Donanması'na katıldı ve bu serüvenine ara verdi. Donanma günlerinde tanıştığı Charles Napier Hemy'nin (1841-1917) çalışmaları onu derinden etkiledi. Savaş yıllarının ardından Dawson 1924'te St. George yatıyla düzenlenen Güney Denizleri Ekspedisyonu'nunda yer aldı. Bu süre boyunca Graphic Magazine'e düzenli olarak illüstrasyonlar gönderdi. Aynı yıllarda çalışmaları The Sphere adlı haftalık İngiliz gazetesinde yayınlandı.

Savaştan sonra Dawson dalgalı denizler üzerinde ve zorlu fırtınalarda varolan gemileri ve tarihi olayları tablolarına taşıyan "profesyonel deniz ressamı" olarak sanat yaşamına devam etti. II. Dünya Savaşı sırasında tekrar The Sphere ile bu kez bir savaş ressamı olarak anlaştı. Kraliyet Deniz Ressamları Topluluğu'nun (Royal Society of Marine Artists) bir üyesi olarak eserleri 1946-1964 yılları arasında sürekli sergilendi. Yanı sıra, 1917- 1936 yılları arasında Kraliyet Akademisinde de yer buldu. 1930'larla beraber İngiliz Kraliyet Ailesi'nin yanı sıra iki A.B.D. Başkanı, Dwight D. Eisenhower ve Lyndon B. Johnson tarafından da yaşayan en önemli deniz ressamı olarak addedildi. Yine 1930'larda Hampshire'a (Milford Upon Sea) taşındı ve uzun yıllar burada yaşadı.
Montague Dawson'ın eserlerinin önemli bir kısmı Ulusal Denizcilik Müzesi (National Maritime Museum, Greenwich) ve Kraliyet Donanma Müzesi'nde (Royal Naval Museum, Portsmouth) bulunmaktadır.
Kaynakça:WIKIPEDIA

İvan Konstantinoviç Ayvazovski veya Hovhannes Ayvazyan, (d. 29 Temmuz 1817 - ö. 5 Mayıs 1900), eserlerinin yarıdan fazlasının konusu deniz manzaraları olan Ermeni asıllı Rus ressamdır.
Yaşamı
Kırımda bir Karadeniz liman şehri olan Feodosiya'da Ayvazyan soyadını taşıyan yoksul bir Ermeni ailesinde dünyaya geldi. Akmescit (Simferopol) Lisesi'nde iken resim yeteneğinden ötürü 16 yaşında Çar I. Nikola'nın emriyle St. Petersburg Akademisi'ne alındı. 1836'da Akademi'den mezun olduktan sonra devlet tarafından Avrupa'ya gönderildi. Yıllar süren seyahatleri sırasında birçok ülkede sergiler açıldı, çağın en yetenekli Rus ressamı olarak ün kazandı.
1844'te Rusya'ya dönüşünde Rus Donanması'nın resmi ressamlığı görevine atandı. Bu görevi dolayısıyla yaşamı boyunca çok sayıda deniz ve gemi resmi yaptı.
1845'te geldiği İstanbul'da Sultan Abdülmecit tarafından Beylerbeyi Sarayı'nda kabul edildi. 1845-1890 arasında İstanbul'a toplam dört ziyaret yaptı. 1874'teki ziyaretinde Mimarbaşı Sarkis Balyan'ın Kuruçeşme Adası üzerinde bulunan ikametgâhında bir ay kadar misafir olarak Sultan Abdülaziz'in Dolmabahçe Sarayı için sipariş ettiği tabloları hazırladı. 1890'daki son ziyaretinde Sultan II. Abdülhamid'in huzuruna kabul edilerek padişaha iki tablosunu hediye etti.
Beşbinin üzerinde eseri olan Aivazovski'nin tablolarının büyük bir kısmı Petersburg, Moskova ve Erivan devlet müzelerinde sergilenmektedir. 30 kadar eseri Türkiye'de Dolmabahçe Sarayı, Deniz Müzesi, Askeri Müze ve Fener Rum Patrikhanesi ve İstanbul Kumkapı Ermeni Patrikhanesi'nin koleksiyonlarında bulunmaktadır.





Deniz ve Sanat köşesinin bu ay ki konuğu "İstanbul adamı şair yapar, ressam yapar." diyen Mustafa Sekban.
1950 Trabzon doğumlu olan sanatçı, birincilikle girdiği Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil Bölümü’nden 1975 yılında yine birincilikle mezun oldu.
Türkiye’de “hyperrealizm” akımının öncüsü olan Sekban, eserlerinde hayatın içinden gerçek figürleri işliyor.
Özellikle şehir ve sokak temalarını sanatına yansıtan sanatçı, genelde büyük boyuttaki çalışmalarında fotoğraf ile resim sanatını büyülü bir şekilde buluşturuyor.

Çok sayıda sergi ve fuar katılımı olan sanatçı, 60. Devlet Resim Yarışması Birincilik Ödülü, Dz.K.K. 4.Resim Yarışması Birincilik Ödülü, Adana Çimento 9.Resim Yarışması Mansiyon Ödülü gibi pek çok ödüle layık görülmüştür.
Sanatçı çalışmalarını halen İstanbul’da sürdürmektedir.
1997 Türkiye Jokey Kulübü 3. Resim Yarışması Sergisi
1998 Tekel 10. Resim Yarışması Sergisi
1999 Turkcell 1. Resim Yarışması Sergisi
1999 D.Y.O. 29. Resim Yarışması Sergisi
2001 Dam Bilkent Kişisel Resim Sergisi
2001 11. TÜYAP İstanbul Sanat Fuarı
2001 1. Şefik Bursalı Resim Yarışması Sergisi
2002 Dam Bilkent Kişisel Sergi
2002 Koleksiyon Sanat Çırağan Sarayı Kişisel Sergi
2002 12. TÜYAP - 12. İstanbul Sanat Fuarı
2003 2. Art İstanbul
2004 3. Art İstanbul
2005 4. Art İstanbul
2007 Artist 2007 Tüyap Fuarı, Casa Dell'Arte Galeri
2008 Casa Dell’Arte Galeri, Istanbul
2008 Casa Dell’Arte Galeri, Bodrum
2008 Casa Dell’Arte Galeri, Istanbul
ÖDÜLLER:
1997 Trabzon Verem Savaş Derneği Resim Yarışması Birincilik Ödülü
1998 İzmir Büyükşehir Cumhuriyetin 75. Yılı Resim Yarışması Birincilik Ödülü
1998 Adana Çimento 8. Resim Yarışması Birincilik Ödülü
1999 Deniz Kuvvetleri Komutanlığı 4. Resim Yarışması Birincilik Ödülü ve Bahriye Ressam Unvanı
1999 Türkiye Jokey Kulübü 4. Resim Yarışması Mansiyon
1999 Adana Çimento 9. Resim Yarışması Mansiyon
2000 60. Devlet Resim Yarışması Birincilik Ödülü
Kaynak: Casa Dell'Arte
Fausto Zonaro, 1854 yılında İtalya'da Masi'de doğdu. Gençliğinde duvar ve bina yapımı işlerinde çalıştı ve aranılan bir usta oldu. Bu işten sıkılınca ressamlığa merak sardı, özellikle kiliselerde fresk yenileme gibi sanatını gösterebileceği işlerde çalıştı.
Zonaro, daha sonra kendisinden resim almak isteyen Elisabeth Pante ile tanıştı ve ona aşık oldu.Onunla birlikte 1891 yılında oryantalist bir tutkuyla merak ettiği İstanbul'a geldiler ve burada 1892'de evlendiler.Burada Taksim civarlarında Ayazpaşa Mezarlığı ile Ayazpaşa arasında " Ömer Efendi " isimli birine ait dairede 34 lira kira ile yaşamaya başladılar.
Suluboya tabloları beğeni toplayan Zonaro, bir gün Teşrifat Nazırı Münir Paşa tarafından Yıldız Sarayı'na davet edildi ve burada Osman Hamdi ile tanıştı.Daha sonra Münir Paşa'nın eşine resim dersi vermeye başladı ve Zonaro çifti İstanbul'da sanata yakın çevrelerde iyice tanındı.Zonaro, Münir Paşa'ya eserlerini II. Abdülhamit'e göstermek istediğini belirtti ve isteği yerine getirildi, Abdülhamit Zonaro'nın suluboya tablolarını beğenmişti.

Fausto Zonaro,1896 yılında bir gün Galata Köprüsü üzerinde geçit yapmakta olan Ertuğrul Süvari Alayı'nı gördü ve bu gösteriyi çok beğendi; her cuma günü buraya gelerek geçidi izledi ve sonunda bu töreni resmeden ayrıntılı bir tablo yaptı.Bu tabloyu Münir Paşa ve II. Abdülhamit çok beğendi ve Zonaro Mecidiye Nişanı'na layık görüldü.Bununla birlikte "Ressam-ı Hazret-i Şehriyari", yani "Saray Ressamlığı" ünvanlığına layık görüldü.
1905 yılında II. Abdülhamit, ressamdan İstanbul'un Fethi'ni tasvir eden tablolar yapmasını istedi.Zonaro'nun bu tabloları da çok beğenildi ve maaşına zam yapıldı.
31 Mart Ayaklanması'ndan sonra II. Abdülhamit devrildi ve Abdülhamit'in kadroları tasfiye edilmeye başlandı.Zonaro'ya da Ekim 1909'da saray ressamlığı ünvanının kaldırıldığı bildirildi.O da 20 Mart 1910'da ailesiyle birlikte İstanbul'u terk etti.Sanatçı İstanbulu sevmesine ve yaşamak istemesine rağmen San Remo'da vefat etmiştir.
İtalya'ya dönmesinden 10 yıl sonra, 1920'de eşinden ayrıldı ve kızıyla yaşamaya başladı.1929 yılında, 75 yaşında San Remo'da vefat etti.
Kaynakça: WIKIPEDIA
Eserlerinin ana temalarını romantik günbatımları ve aylı gecelerin oluşturduğu Givanian yarattığı mistik atmosfer ve kullandığı ışık efektleriyle Türk resminin Osmanlı dönemindeki en önemli isimlerinden bir olmuştur.
1848’de Abdülmecit’in saray müzisyenlerinden Ohannes Givan’ın oğlu olarak dünyaya geldi. Büyük kardeş Harutyun Givanian yine dönemin tanınmış ressam ve resim öğretmenlerinden biriydi. Doğumundan itibaren sanatla iç içe yaşayan Mıgırdıç’ın en büyük tutkusu opera, özellikle de İtalyan operalarıydı. 1860 yılında Beşiktaş Ermeni Okulunda Aprahan Sakayan’dan ilk resim derslerini almaya başladı. 1874 yılında Fransız ressam Pierre Désiré Guillémet’in Beyoğlu Hamalbaşında açmış olduğu Tasarım ve Resim Akademisi’ne devam etti.
1876 yılında gittiği İtalya’da üç yıl geçirdikten sonra döner dönmez Tepebaşı Belediye Bahçesi ve İstiklal Caddesindeki Rus Elçiliğinde eserlerini sergiledi. Sonraki yıllarda da çalışmalarına Pera’da devam etti. 1874’te İstanbul’da tanıştığı dönemin önemli ressamlarından “deniz ressamı” Aivazovsky’den çok etkilendi.
Givanian’ın sanat kariyeri sahne-dekor çalışmalarını yaptığı Hovhannes Kasparyan Tiyatro Topluluğu ile başladı. Kısa bir süre sonra tanınmış bir sahne sanatçısı olduğu gibi döneminin bir çok duvar resmine de imza attı.

Eserlerinde çinko levhalardan ahşaba kadar her türlü materyali kullandı. Bohem yaşantısı sanatına farklı şekillerde yansıdı, öyle ki bazı söylentilere göre eserlerini çok ucuza Galata ve Pera sokaklarında satmıştır.
Givanian, yumuşak renk geçişlerinin hakim olduğu İstanbul panoramaları ile tanınmıştır. Eserlerinde gecenin renkleri ve ayışığının sulardaki yansımalarıyla resmettiği Haliç ve Boğaz tablolarında yarattığı romantik atmosfer onun en önemli özelliğidir.
Yaşamının son on yılını Odessa ve St. Petersburg’da geçiren sanatçı geri döndüğü İstanbul’da 1906 yılında yaşama veda etti.
19. yüzyılın ikinci yarısında Fransa sanat çevrelerinde İstanbul ressamı olarak ün yapan Germain Fabius Brest Marsilya 1823-Marsilya 1900), İstanbul pitoreskinin başlıca yaratıcılarındandır. Fransa'nın çeşitli devlet müzelerinde eserleri bulunan sanatçının Topkapı Sarayı Müzesi'nde ve pek çok özel koleksiyonda tabloları yer almaktadır. Brest özellikle 1980 sonrasında Türkiye'de oluşturulan özel oryantalist resim koleksiyonlarının aranılan ve sevilen ressamı olmuştur. İstanbul'un günümüzde tamamen kaybolmuş pitoresk köşelerini nostaljik bir özlemle onun resimlerinde yeniden bulmak mümkündür.
19. yüzyıl Paris Salonu'nda -Türkiye uzmanı- olarak tanınan Fabius Brest tablolarının ön planına yerleştirdiği günlük yaşantıyı oryantalist manzara dekoru içinde sunar. O, yapıtlarında pitoresk görünümlerin peşine düşmüş, bunu adeta kalıplaştırdığı canlı renkli ahşap ev gruplarını, gölgeli ağaç kümelerini, beyaz minare ve kubbeleriyle camileri, meydan çeşmelerini, boğazda yelkenlileri, farklı etnik giysilerle hareketli insan guruplarını kullanarak ifade etmiştir. Sanatçı kentte çalışan diğer oryantalist ressamlar gibi eski İstanbul'un batılılaşmanın etkisinden uzak, dar ve düzensiz sokaklarını, adeta birbirine değen ahşap evleriyle eski mahallelerini tablolarına konu almıştır. Manzaralarında Boğaziçi ve Haliç kıyılarındaki küçük yerleşmeleri anlatmayı seven Brest, İstanbul'u çok yakından tanımış olmakla birlikte resimlerinde gerçek görüntüyü aktarmaktan çok, kentten kendisinin algıladığı şiirsel bir dünyayı yansıtmak istemiştir.
Sanatçı zaman zaman farklı mekânlardan derlediği görüntüleri, amaçladığı pitoresk etkiyi güçlendirmek için bir arada kullanarak -kapris-ler oluşturmaktan kaçınmamıştır. Çoğu kez yapıtlarında gerçekle hayal edileni birlikte ele alan Brest, ışığa ve ışıkla vurgulanmış renge önem verir. Genellikle açık renk tonlarını kullanır. Kompozisyonlarında resmin solunda ya da sağında gruplaşmış evler, küçük bir mahalle kahvesi, çınar ağaçları, arka plandan yükselen beyaz bir cami, önde ise gündelik yaşantılarını sürdüren renkli giysileri içinde İstanbullular görülür. Osmanlı dinsel ve sivil mimarlığı hemen hemen tüm yapıtlarının egemen öğesidir.
Manzaraların ön planında yer alan küçük figürler, giysilerinin renkleri kadar üzerlerine düşen ışığın etkisiyle kazandıkları ifadeleriyle de ilgi çekerler. Osmanlı kent yaşantısının tüm canlılığıyla anlatıldığı bu resimlerde figürler kahvehanelerde ya da bir çeşme önünde aralarında konuşurken, alışveriş yaparken, yelkenleri toplarken, balık tutarken birbirleriyle ilişki içinde betimlenmiştir. Brest'in yapıtında kullandığı bu pitoresk atmosfer dönemin oryantalist beğenisine hitap eder. Onun bu yaklaşımı tüm yapıtlarına egemendir ve sanatının özgün yanını oluşturur.
Fabius Brest'in krokileri, yağlıboya ve suluboya çalışmaları bulunmaktadır. Dış mekânlarda doğa gözlemleri, alınan küçük notlar, açık hava resmi taslakları atölyede tamamlanan resmin ön hazırlıklarını oluşturur. Brest renk ve ışığa önem veren bir sanatçı olduğundan daha çok yağlıboya tekniğini kullanarak resmini geliştirmiştir. Genellikle tuval üzerine yağlıboya ile çalışan bir sanatçı olmasına rağmen Marsilya Güzel Sanatlar Müzesi'nde bulunan 19x24 cm'lik bazı küçük çalışmalarından anlaşılacağı gibi ahşap üzerine yağlı boya resimler deüretmiştir. Sanatçı ışıklı renkleri kullanarak serbest fırça darbeleri ile resimlerini gerçekleştirir. Özellikle küçük boyutlu resimleri bir -poşad- tazeliği taşımakla beraber resmin içinde kullandığı ayrıntıların titizliği sanatçının gözlem ve desen gücünü ortaya koyar. Brest'in resimlerinin belki de en etkileyici yanı yapıtının tazeliğini koruması, çabuk icra edilmiş etkisi yaratması ama ayrıntıda bir finisyona sahip olmasıdır.
Kaynakça:Melekler Mekanı



Kaptan Moralı İbrahim Paşa
(ölm. Receb 17 1306/1889)
Kitabe: "... Mora hanedanından Tatarzadelerdenmekle maruf Tamerbek mahdumu ayandan Kapudan esbak İbrahimPaşa... Sene 1306 Re 17"
Boyutları:
Kaide, 272x161x8 cm., Lahit, 229x113x97 cm., şahide yüksekliği: 245 cm (baştaşı), 200 cm (ayak taşı)
Kılıç Ali Paşa camii haziresindeki Ateş Mehmet Paşa mezar taşı ile aynı özellikleri gösteren bu örnek de muhtemelen aynı ustaya ait olmalıdır.
Kaynak:
İSTANBUL’DA BULUNAN GEMİCİ/DENİZCİ MEZARTAŞLARINA DAİR BİR DEĞERLENDİRME, TÜLİN ÇORUHLU - YAŞAR ÇORUHLU
Kaptan-ı Derya Ateş Mehmed Paşa (ölm. 1865), Kırım savaşında yararlılıklar göstermiş, Sultan Abdülaziz döneminde donanmanın yeni gemilerle güçlenmesini sağlamış, 1863 yılında Eminönü-Karaköy arasındaki ikinci ağaç köprüyü yaptırmıştır. (Cantay, 150)
Mezartaşı kitabesine göre 23 Şaban 1281'de vefat etmiştir.


Tanım:
Mezar kapalı taş sanduka şeklinde ve iki şahidelidir. Lahit kademeli iki kaide üzerinde oturmaktadır. Alttaki kaide oldukça geniş ve yüksek (377x296x42cm), ikincisi ise daha küçüktür (260x164x12cm). Sanduka 197x165 cm boyutlarında ve 120 cm yüksekliğindedir. Lahit ve şahidelere bütün olarak bakıldığında kırık direkli bir gemi izlenimi hissedilmektedir. 1 düğümlü ve oldukça kalın urgan tasviri bulunmaktadır. Şahideler gemi direği şeklinde olup, tepeleri kırık bırakılmıştır. Ayak taşının gövdesine iki bilezik (manşon) sarılıdır. Baş taşında halatlarla bağlanarak toplanmış yelken bezleri üzerinde kitabe bulunmaktadır. Kitabe ve taşın bazı bölümleri boyanmıştır.
Kaynak:
İSTANBUL’DA BULUNAN GEMİCİ/DENİZCİ MEZARTAŞLARINA DAİR BİR DEĞERLENDİRME, TÜLİN ÇORUHLU - YAŞAR ÇORUHLU

Miralay Giritli Hasan Bey'in Mezarı
(Ölüm Tarihi 1898)
Cam ve ayna tüccarı Ahmed Efendi’nin damadı olan Hasan Bey Girit isyanı sırasında Yunanlıların Arkadi isimli meşhur kaçakçı gemisini bütün mühimmat ve levazımatı ile birlikte 22 Ağustos 1867 gecesi sabahı zapt ederek İstanbul’a getirmiştir. Bu sırada kendisi İzzettin Vapuru’nun komutanı idi.
(Haskan, 311) Mezarı Eyüp’te, Ebu’s Suud Efendi Mektebi haziresinde yer almaktadır. Ebu Suuud mektebi naziresinde yer alan bir başka denizci mezar taşı da 1304 (1886) tarihlidir ve Tahir Kaptan’a aittir.
Kitabe: Miralay Giridli Hasan bek...sene 25 fievval 1315 (1898)
Tanımı: Beyaz mermerden şahideli olarak yapılmış kapalı mezarın baş şahidesi kırık olarak yerde yatmaktadır. Mezar iki plaka halinde levha (256x118cm/210x80cm) ile kapatılmıştır. Parçası eksik olan şahide üzerinde kitabe yer almaktadır. Mevcut parça şahidenin alt kısmına aittir. Kitabenin son dört satırını ihtiva eden parça üzerinde tarih ve isim yer almaktadır. Şahidenin akantus yaprakları ile çevrili elips şeklinde bir levha olduğu anlaşılmaktadır. Daha önce yayınlanmış olan taşın kırık üç parçadan ibaret olduğunu ve tepeliğinde iri bir subay fesi, altındaki çelenkten aşağı inerek taşı çevreleyen güllü yaprak süslemeleri ve celi sülüs kitabesi ile, ayak tarafındaki taşın da katkısı ile sağlam bir denge kurmuş, dönemin Türk sanatı unsurlarını başarı ile bütüne katmış olarak değerlendirilmiştir. (Cantay, 851) Gemi direği şeklinde yükselen ayak taşı (193cm) ise son derece dikkat çekicidir. Bu tür mezar taşlarının diğerlerinde de olduğu gibi direğin uç kısmı kırık izlenimi vermektedir.Ortada yükselen silindirik taşın hemen altında bir gemici çarkı, onun biraz üzerinde ucuna zincir bağlı denizci çapası, gemici dürbünü ve bunların üzerinde çapraz olarak bağlanmış yelken tasvirleri bulunmaktadır. Plastik açıdan son derece başarılı bir taş işçiliği ile işlenmiş olan mezar taşı üzerinde yaldızlı boya ile renklendirmeler de yapılmıştır.
Kaynak:
İSTANBUL’DA BULUNAN GEMİCİ/DENİZCİ MEZARTAŞLARINA DAİR BİR DEĞERLENDİRME
TÜLİN ÇORUHLU - YAŞAR ÇORUHLU