Pateriça Köyü
İnsanı masmavi hayallere taşıyor Pateriça Köyü. Basamakları denizle biten merdivenleri, minimal ve büyüleyici mimarisi ile taş evler insanın aklını başından alıyor. Yaşam dediğiniz kavramı tekrar gözden geçirme ihityacı hissediyorsunuz; hemen oracıkta başlıyorsunuz masmavi düşlerinizi huzur ve keyif dolu ayrıntılarla süslemeye.
Daha deniz beyazken uyanmak; taş basamaklardan ağır ağır inip, karıncanın su içtiği bu denizin koynuna usulca kendini bırakıvermek… Yaşar Kemal’in kulakları çınlasın! Bu kadarını ancak O’nun romanlarında hayal edebilir insan.

Klazomen'de gece
Öyle bir boyamış ki bugün gökyüzünü Dalgacı Mahmut, eflatun nerede başlıyor mavi nerede bitiyor, gerçek mi düş mü belli değil. Gerçek olan bir şey var, Ege de akşam bir başka güzel. Gözünü alıyor insanın renkler. Bir ressamın tablosunda görsem abartılı bulurdum herhalde bu renkleri. Hele gökyüzünün denizle oynaşmasını anlatmak öyle zor ki, korkuyorum, anlatamam, haksızlık ederim diye. Balıkçı dostum bile dayanamadı, gaz kesti yavaşladı gördüğü güzellik karşısında. Karşımızda Klazomenai, ya da şimdiki adıyla Çeşmealtı günün yorgunluğuyla mahmur. Arkamızda küçük, küçücük Eşek adası. Livarda biraz balık, ev şarabı, peynir. Susturup pancar motorunu, bırakıyoruz kendimizi denizin kucağına. Deniz demekte zor aslında. Sanki ters yüz olmuş dünya da uçuyoruz pancar motorlu sandalımızla. Hadi diyorum dostuma, hadi.

Neandros
0,01 kilometrekarelik bir kara parças Neandros. Biraz boyutlarından, biraz da karadan bakınca Büyükada'nın arkasında kalmasından olsa gerek, çoğu İstanbullu ne yerini bilir, ne adını. Adanın gözle görülür halkı karabataklar, martılar, tavşan ve fareler. Bir de tarzanı varmış yıllar önce, martı yumurtaları ve balıkla beslenen, ki o apayrı bir öykünün konusu, O da evlenip de anakaraya döndüğünden beri ada insanoğlundan muaf...

Propontis’ten Marmara’ya…
Her fırsatta “dünyanın bütün denizleri bir tarafa, Marmara bir tarafa” derim de gülerler hep bana. İlk bakışta abartılı bulabilirsiniz, anlarım. Ama her şey gibi Marmara’yı da gerçekten anlayabilmek, kavrayabilmek için ona yakından bakmanız, zaman ayırmanız ve az da olsa emek harcamanız gerekir. Fakat bunları yaptığınızda her fırsatta kıyısında, sularının altında, adalarında olmak isteyeceğiniz mucizevi bir deniz buluverirsiniz karşınızda…
Doğrusunu isterseniz sadece istatistikler dahi kanıtıdır Marmara Denizi’nin ne denli büyüleyici bir deniz olduğunun. 11.350 kilometrekarelik varlığının etrafını çeviren 67.000 kilometrekarelik Marmara Bölgesi ülkenin toplam yüzölçümünün %8,5’una karşılık gelir.[1] Nüfus açısından bakıldığında aynı küçük bölge 25.000.000’u bulan nüfusu ile ülke nüfusunun neredeyse 1/3’ünü barındırır[2]. Peki neden yeşilin her tonuyla örülü Karadeniz değil de ya da Akdeniz’in mavisi değil de bu mütevazı denizin çevresidir koskoca bir ülkenin cazibe merkezi?

Deniz kentine deniz akvaryumu...
Sene 2011. İletişim almış başını gitmiş. Bilgi kapıdan kovsanız, bacadan giriyor artık. Bilgiyle aranıza girebilecek tek engel bilmek istememeniz. 2009 yılı verilerine göre 198.000.000 internet sitesi, 23.000.000.000 sayfa içerik ile neredeyse tüm dünyanın paylaşımında. Doğrusu geometrik olarak arttığı düşünüldüğünde belki de bugün bu rakamlar kat kat üzerinde. İtiraf etmeliyim ki bu konu üzerine kısa bir araştırma yaptım; birkaç dakika.[1]
Ne de olsa insaoğluyuz ve bilgiye açız. Her daim yeni bir şeyler öğrenmekte, öğrendiklerimizi paylaşmakta ve biriktirdiklerimizi gelecek nesillere aktararak varlığımızı yüceltirken atalarımızın[2] “şebekliklerine” gülebilmekteyiz.
İnsanoğlu bilgiyi aktarma ve paylaşma noktasında tarih boyunca birçok yöntem geliştirdiyse de bugün gelinen noktayı hayal edebilmiş midir bilemiyorum. Neyin bilgi olduğu, neyin olmadığı hala felsefenin tartışma konusu olarak bir yanda dururken daha fazla uzatmadan konumuza gelelim.

Yüzyıl önce Arjantin kıyılarında...
1900'lerin başında Arjantin sularında seyreden deniz araçlarından örnekler...
Kaynak: http://www.histarmar.com.ar/

İflah Olmaz Deniz İhtiyarı: Eric de Bisschop
Sal artık neredeyse bir metre suya gömülmüştür. Kulübenin tavanında beş adam; de Bisschop ve dört yoldaşı sadece yıldızların aydınlattığı bir Pasifik gecesinde, açlıktan ölmek üzere, bilinmeze doğru sürüklenmektedirler. Birbirine kenetlenmiş bu beş adamın artık tek dileği içecek su ve yiyecek bir şeyler bulabilmektir. Tuamotu adaları, Starbuck ve Panrhyn uzaklarda kalmış; Tahiti Nui II pruvasını Rakahanga resifine çevirmiştir. Ve biraz ileride resifin keskin dişlerinden saçılan köpükler görünmektedir artık.

Tarihi Kimler Yazıyor II
Fenikeliler Amerika’da(!)
“Biz Kenan ülkesindeki Sayda’nın oğulları… 10 gemiyle Ezion-geber’den Kızıldeniz’e doğru seyrediyorduk. Baal bizi ayırdığından bu yana, iki yıldır Afrika kıyıları boyunca denizde diğer arkadaşlarımızla bir daha karşılaşamadan dolandık. Sonunda 12 adam ve 3 kadın buraya geldik… dileriz yüce tanrılar ve tanrıçalar bize yardım eder.”

William Willis, "Tautai O Le Vasa Laolao"
"Bulutlar ve rüzgarlar ve okyanuslardır
seçtiğim yazgı.
Her kimi alırsa deniz,
bir daha asla özgür olamaz."
Hamburg kıyılarında bir çocuk, henüz dört yaşında, dikmiş gözlerini denize, düşünmekte; “Orada, Amerika hemen oracıkta.”
Derken atıverir kendini kanalboyunda bağlı bir sandala. Çözer halatı, geçer küreklere; ver elini Amerlka! Çok geçmeden bir yandan akıntı, bir yandan diğer gemilerin dalgası,kalın kürekleri kavramaya çalışan minik elleri; her şey öyle büyüktür ki Onun için… Feribotlardan birinin dalgasıyla alabora oluverir umut sandalı. Bağırışlar, haykırışlar…
“Nereye gidiyorsun küçük dostum?” diye sorar bir güleç yüzlü polis memuru, sevecen bir sesle.
Boyunu kat be kat aşmaktadır çocuğun yanıtı; ”Amerika’ya!”
Sonrası polis karakolu, çılgına dönmüş bir anne, öğütler…
22 Ağustos 1955. Çocuk artık 61 yaşındadır. Balsa salının ortasında yer alan bambu kulübenin duvarına asılı takvime göre tam iki aydır Pasifik’in koynundadır. Galapagos adaları ile Markiz adaların tam ortasında, en yakın kara parçasına binlerce mil uzaktadır. İki yoldaşı Eeki ve Meeki ile birlikte sihirli halısı, “The Seven Little Sisters”’ın kucağında ve SUSUZ!
Yanlış okumadınız, susuz. Salın ana kütükleri ve bambu döşemesi arasında yerleştirilmiş 24 teneke (120 galon) su artık yoktur. Geride sadece 3 teneke (15 galon) su kalmıştır. Çünkü deniz suyu tenekeleri çürütmüş ve içlerindeki suyun ya tamamen boşalmasına ya da kısmen tuzlu suyla dolmasına neden olmuştur. Önünde dönüşü olmayan yaklaşık iki aylık bir yolculuk, salda 3 teneke su vardır sadece.





